Köşe Yazıları

Ses Gazetesinde, yayınlanan güncel sosyo-politik ve uluslararası ilişkiler konularındaki köşe yazıları:

BUTLAN ÖYLE OLMAZ, BÖYLE OLUR!

CHP’nin 38. Kurultayı hakkında yerel Mahkemenin ret kararı Ankara BAM 36. Dairesi tarafından kaldırıldı. Mahkeme bununla da yetinmeyip, ihtiyati tedbir kararı da verdi. Mahkeme, neredeyse 5-6 ayda bir oy birliğine yakın oylarla, genel başkan seçilen Özgür Özel’i görevden alıp, 2023’de kurultayı kaybeden,  Kemal Kılıçdaroğlu’na gel sen genel  başkan koltuğuna otur demiş oldu! 

Ortada bir BUTLAN olduğu MUTLAK ama bu Mutlak Butlan, 38. Kurultay’da mı yoksa Mahkeme kararında mı, Anayasa’ya, mevzuata ve Yargıtay uygulamalarında yakından bakmadan anlayamayız. 

Hukuki teknik terimler, muğlak argümanlarla değil, ilkokul 4. Sınıf seviyesinde herkesin anlayacağı şekilde, madde madde yazayım: 

Bir; Okuma yazması olan herkes, Anayasa 79. Maddeyi açıp okusun. Anayasa kitapçığı yoksa, arama motoruna Anayasa md. 79 yazsın,  ona da mı üşendi, bakın aşağıda madde metnini ekledim. 

(Anayasa Madde 79): Anayasa’nın 79. maddesi çok açıktır: “Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün şikayet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama görevi Yüksek Seçim Kurulu’nundur. YSK kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz.”

Ne diyor Anayasa? Seçim öncesinde, sırasında ve sonrasında diyor, her türlü diyor, şikayet veya itiraz durumunda diyor, tek yetkili karar mercii diyor, YSK’dır diyor!! Anlamayanlar tekrar tekrar anlayana kadar okusun. Bu konuda şikayet ve itirazları YSK karara bağlamış mı? Evet! Bu kararlar kesin mi? Evet! 

O ZAMAN 36. BAM’IN, ASLİYE HUKUK HAKİMİNİN YETKİSİ VE GÖREVİ VAR MI? YOK! 

Bitmedi… İki; Siyasi partiler kanunu 21. Maddeye bakın, zahmet olmazsa da okuyun.. Ne diyor?

Siyasi Partiler Kanunu (SPK Madde 21): SPK’nın 21. maddesi, siyasi partilerin genel başkanlık ve merkez organ seçimlerinin ilçe seçim kurulu başkanının (hakiminin) gözetiminde yapılacağını hükme bağlar. Seçim sonuçlarına yapılacak itirazlar ilçe seçim kuruluna, onun kararına karşı da il seçim kuruluna veya doğrudan YSK’ya yapılır. YSK’nın bu itirazlar sonucunda verdiği kararlar kesindir.

Allah allah… Anayasa 79 ne diyorsa o da onu diyor. Hayret ettiniz mi? Durun daha etmeyin. Ama şunu not edin. CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’ndaki seçim sonuçları, ilgili ilçe seçim kurulu ve nihayetinde YSK tarafından incelenerek onaylanmış, kesinleşmiş ve tescil edilmiştir. Adli yargı mahkemeleri (BAM), YSK’nın kesinleşmiş bir kararına müdahale edemez. Bir hukuk mahkemesinin, YSK onayından geçmiş bir seçimi iptal etmesi, Anayasa’nın 79. maddesinde korunan “Seçim Yargısının Mutlaklığı” ilkesinin ve kuvvetler ayrılığının açık ve ağır bir ihlalidir. 

Ankara BAM 36. İhtiyati Tedbir kararı da vermiş. Yani, kendi kararı kesin karar olmadığı halde, derhal uygulansın diye tedbir uygulamış. Peki HMK da TEDBİR NEDİR? NASIL MÜMKÜNDÜR? HANGİ KONULARDA VERİLEMEZ? Gelin ona da bakalım. Bu da etti Üç; 

HMK Madde 389 – 391): HMK’ya göre ihtiyati tedbir kararı, uyuşmazlığın esasını (nihai kararı) çözecek, onu ortadan kaldıracak veya dava sonunda elde edilecek neticeyi dava başında doğrudan sağlayacak şekilde verilemez.

UYUŞMAZLIK KONUSUNUN ESASTAN ÇÖZECEK İHTİYATİ TDBİR KARARI VE-Rİ-LE-MEZ! 

Ben demiyorum, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı diyor, Yargıtay Genel Kurulu diyor!!

Yargıtay İçtihatları: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin müstakar (yerleşik) içtihatlarına göre: “İhtiyati tedbir, asıl davanın sonucunu etkileyecek ve dava konusu uyuşmazlığı esastan sona erdirecek biçimde verilemez.”

Şimdi, okuma yazması olan ilk okul 4. Sınıf seviyesinde birisinin bile okuduğunda anlayabileceği bu kadar açık ve net bir durumda, neden 3 senedir, mahkeme kapılarında süründürülüyor CHP?  Neden BAM 36. Daire böylesi “Mutlak Butlan” niteliğinde bir karar alabiliyor? Neden eski genel başkan ve taifesi, tabirimi maruz görün, atama bekleyen öğretmen gibi, koltuğa kayyum olabilmek için bekliyor? 

Hukuken “Mutlak Butlan” olan, CHP 38. Kurultayı değil, maalesef bu karardır. 

Mesele kimin genel başkanlık koltuğunda oturacağına, yetkisi olmayan mahkemelerin değil, parti delegelerinin karar vermesidir. Mesele, sivil siyasete, demokrasiye müdahale edilmemesi, vesayet olmamasıdır. Mesele dizayn edilmiş değil, bağımsız muhalefettir, mesele. 

Bilmem anlatabildim mi? B kararı alkışlayanlar, Anayasa’ya, SPK’ya, Yargıtay uygulamasına ve aynaya bakmalıdırlar. 

ACHILLES TENDONU VE 51. KOMANDO TUGAYI

Yunanistan’ın, Türkiye’ye karşı, İsrail ile birlikte Doğu Ege adalarında kurmaya çalıştığı Achilles Kalkanı, iki ülke arasındaki askeri gerilimi arttırmaya devam ediyor.  Bunun en önemli sebebi de Yunanistan’ın bu savunma projesinde, kendisine İsrail’i ortak alması. Ancak, bu savunma stratejisinde, ironik bir taraf var. O da, bu kalkanın da adını aldığı mitolojik kahraman gibi yumuşak karnı var. Achilles tandonu açıkta.

Yunan mitoloji kahramanı, Achilles, yarı tanrıdır. Ve  annesi tanrıça Thetis, oğlunun ölümsüz olması için onu Styx nehrine batırıp çıkarır. Ancak bunu yaparken,  Achilles’i, topuğundan tutar. Bu yüzden, Achilles, tam ölümsüz olamamıştır. Topuğundaki tendondan vurulduğu için de ölmüştür. Bu savunma kalkanı da onunla aynı kaderi yaşayabilir. Zira, askeri stratejik açından, Doğu Ege adaları, Yunanistan’ın Achilles tendonudur. 

Yunanistan’ın Türkiye’den korkmasına, bu korkudan dolayı, askeri yatırımları arttırmasına, kendisine yeni ortaklar bulmasına gerek olmadığını anlaması gerek. Zira, bu yönde attığı tüm adımlar, hem gerilimi arttırıyor hem de güç dengesini değiştirmekten uzak. Yani amaçlanan caydırıcılığı sağlamadığı gibi, ister istemez, Türkiye’nin dikkatini buraya çekerek, askeri gerilimi gereksiz yere tırmandırıyor. Yani Yunanistan’ın attığı taş ürküttüğü amfibiye değmediği gibi kendisini hedef haline getiriyor. 

İsrail’in hava savunma sistemlerinin Doğu Ege adalarında ne işi var? 

Türkiye, tüm ege kıyılarını vurabilecek böylesi bir hava savunma ve saldırı sistemlerinin burnunun dibine konuşlanmasına ve İsrail teknolojisine, yazılımına ve lojistik desteğine bağımlı bu sistemlerin Türkiye’nin hemen karşısında olmasına  tepkisiz kalabilir mi? 

Sevgili Yunanistan,  Türkiye’ye birkaç mil uzaktaki bu adalara, tank koyuyorsunuz. Siz ciddi misiniz? Bu tanklar yüzebiliyor mu? Hayır. Caydırıcılığı var mı? Hayır. Türkiye’nin bu adaları işgal etmek gibi bir derdi yok. Bu adalar, turistik destinasyon ve ancak, Türk turistler tarafından işgal edilebilir ki her yaz ediliyor.  Durduk yerde dertsiz başınıza neden derde sarıyorsunuz? 

Şimdi de İsrail, füze bataryaları koyma derdindesiniz. Bu nerden çıktı? 

Bakın bu çok tehlikeli bir oyun. Ve büyük güvenlik riski yaratıyor. Hem de her iki ülke için. Hem Türkiye hem de Yunanistan için. Siz gerçekten İsrail’in bir savaş ihtimalinde, size yardım edeceğine ve sizi kurtaracağını mı düşünüyorsunuz? 

İsrail menşeli füze savunma ve saldırı sistemleri ile amacınız Türkiye’yi rahatsız etmekse, tebrik ederim. Rahatsız ettiniz. Tunceli’de bulunan 51. Komando tugayı, Söke’ye konuşlandı. Samos adasının tam karşısına. Şimdi, askeri ve strateji uzmanları, değerlendirmelerde bulunuyor. Bu ne anlama geliyor diye. Bunun bir mesaj olarak okunması şaşırtıcı olmaz.  Hatta, açık ve net bir mesaj olarak da okunabilir. Tıpkı, Yunan hükümetinin, Netanyahu ile poz verip,  Achilles Kalkanına, milyar dolarlar dökerken verdiği mesaj gibi. 

İki NATO ülkesi, bir biriyle bu şekilde mesajlarla, bir nevi kısa mesajlar üzerinden mi mesajlaşır? Yahu siz Türkiye ile aynı ittifakta değil misiniz? Siz NATO müttefiki değil misiniz? İki NATO müttefikinin birbirini tehdit olarak görmesi, ittifakın mantığıyla ne kadar bağdaşıyor? O zaman derdiniz nedir komşu? Ege’de yaptıklarınız, güvenlik ikilemi oluşuyor: Yunanistan kendisini daha güvende hissetmek için silahlandıkça Türkiye tehdit algılıyor; Türkiye karşı hamle yaptıkça Yunanistan daha fazla silahlanıyor

Türkiye ile askeri açıdan yarışmak, Türkiye’yi tehdit olarak görmek Yunanistan için ne ekonomik, ne askeri ne de siyasi açıdan mantıklı bir yol değil. Türkiye ile işbirliği yapmak, ticaret yapmak, ilişkileri geliştirmek, barışta ortak olmak en doğrusu. İki ülkenin, birlikte yaşamaktan başka seçeneği yok..Bu ilişkiye, üçünü ülkeleri katmak, Türkiye’yi rahatsız eder. Özellikle de İsrail’i Ege’de Kıbrıs’ta yanına çekmek, askeri anlaşmalar yapmak, güvenliğini onlara ortak etmek. Bu gerçekten rahatsız eder Türkiye’yi. 

Türkiye rahat değilse, siz de rahat olamazsınız. Çünkü, Ege’de Türkiye’nin güvenlik kaygılarını yok sayarak kalıcı bir güvenlik mimarisi kurulamaz.